Kerim, pencereden dışarı
baktığında polislerin hâlâ orada beklediğini gördü. Bulundukları köşe,
apartmanın iki tarafını da gördüğü için onları atlatmanın bir yolunu
bulmalıydı.
Bunun için evde küçük bir yangının uygun olacağını
düşündü ve yatak odasındaki camı açtı ve perdeleri tutuşturdu. Polisler,
pencereden çıkan alevlere ve dumana bakarak, telsizle Kerim’in evinde yangın
çıktığını belirtip, itfâiye istediler. Kerim’in kasıtlı olarak evi yaktığını
anlamışlardı. Bu yüzden, Filiz’i kurtaralım düşüncesiyle iki polis, hemen
yukarıya çıkmaya başladılar.
Kerim ise evden çıkmış ve giriş merdivenlerinin altında
saklanıyordu. Polislerin yukarı çıktığını görür görmez, binâdan çıktı ve
kendisini Bahâriye Caddesi’ne attı. Gerçi sabahın erken sa’âtleri olduğu için
henüz bir kalabalık yoktu ama yine de kendisini kaybettirmek için önemliydi.
Bir de şu kameralardan da kurtulsa, tam olacaktı.
Henüz arama karârı çıkmadan kredi kartlarıyla bankamatik
kartlarını çıkardı ve hepsinde nakit olarak çekebileceği ne kadar para varsa,
çekti. Özellikle kredi kartları konusunda bankamatiğin verebildiği bütün parayı
çekmeye çalıştı. Nakit paraya ihtiyâcı vardı.
Bu arada kafasında nasıl kaçabileceğine dâir düşüncelerin
biri gelip, biri gidiyordu. Bir ân evvel Yalova’ya ulaşmalıydı. Oradan nasılsa
yaylaya giderdi. Bunun için farklı seçenekler düşünüyordu. Aklına Bostancı ya
da Pendik’ten vapura binmek geldi. Ama hâyır, hemen yakalanırdı. Bu yüzden uzun
ve çok araçlı bir seçenekte karar kıldı.
Bahâriye Caddesi’nden hızla Altıyol’a indikten sonra
orada bekleyen taksilerden birine Göztepe Köprüsü’ne gideceğini söyledi. Birkaç
dakîka sonra köprüye geldiğinde, köprünün altında bekleyen Harem-Gebze
minibüslerini gördü. Oldum olası minibüsleri sevmezdi. Ama şimdi onun için çok
önemli bir araç olmuştu. Gerçi onlarda da kamera var ama diğer araçlardaki
kadar sıkı kontrol edilen kameralar değil, bunlar.
Gebze, son durakta ineceğini söyledikten sonra arkasına
yaslandı. Sürekli çevresini izliyor, insanları kontrol ediyordu. Bu durum,
aslında çevredekiler için oldukça dikkat çekici olsa da, işe yetişme telâşında
olan insanlar için önemli değildi. Sonuçta kimse kimsenin umurunda olmadığı
için ondaki durumu fark eden kimse yoktu.
Gebze’de indikten sonra İzmit’e giden araçlara bakmaya
başladı. Kartal’dan kalkan otobüsler vardı ama hâyır, onlar da riskliydi. En
iyisi, servisten bozma araçlar bulmaktı ve buldu da… Kahvehâne gibi bir yerin
tabelasında Gebze-Dilovası-Körfez-İzmit-Gölcük-Karamürsel yazıyordu. Hemen yaklaştı
ve kimin ilgilendiğini sordu. Kahvenin sâhibi, aynı zamanda bu hatta servis
işletiyordu. “Birâder, sen bir çay iç.
Sonra kalkarız” demişti. Bu arada şoförlük yapan oğlu gelmiş, birkaç
müşteri daha gelince, gidiyoruz diye seslenmişti.
Polisler, eve girdiklerinde yanan perdeleri ve
perdelerden tutuşan bâzı salon mobilyalarını görmüşlerdi. Arabadan getirdikleri
yangın tüpüyle söndürdükten sonra içeriye girebildiler ve yatak odasında Filiz’in
cesediyle karşılaştılar. Hemen telsizle komiserlerine bildirip, “Efendim, Kerim, bizi atlatmak için evi
yakmış. Bizim yangın tüpü yetti, söndürdük. Ama çok daha fenâ bir şey oldu.
Kerim, Filiz’i öldürmüş ve yakasına yine 4/142 yazısını iliştirmiş”.
Komiser, olduğu yerde masayı, duvarı tekmeliyor, bildiği
bütün küfürleri sayıyordu. Hemen arabasıyla Kerim’in evine geldiğinde, ambulans
ve olay yeri inceleme ekibi oradaydı. Birazdan savcı da gelmişti.
Savcı, komisere dönüp, “Kerim kaçtı. Bekir ortada yok… Ne dersin, Bekir de ölmüş olmasın?”.
Bu arada Kerim’in arkadaşlarından duyan, geliyordu. Fâtih, Alper ve diğerleri
de gelmişti. Hattâ Kerim’in eski eşi Ayşe de gelmişti. Hiçbiri olanlara
inanamıyordu. Son haftalarda yaşananlar, cinâyetler ve en son Filiz… Kimse
Kerim’in böylesine bir seri kâtil olabileceğini düşünmek istemiyordu. Fâtih,
Kerim’in arkadaşlık dürtüsüyle Bekir’i kaçırdığını düşünürken, karısıyla
birlikte olup öldürdüğünü görünce, “Acâba kaçırmadı da, öldürdü mü? Bunları yapana
kadar bütün suçu Bekir’e atmış, sonra da kaçmıştı… Peki, Bekir’i de öldürmüş
olamaz mı? Onlar aralarında böyle konuşurken, savcı da aynı soruyu komisere
sormuştu. Komiser de, eğer izin verirlerse, Kerim’i buldukları yerde kazı
çalışması yapabileceklerini söylemişti. Bu arada bütün mobese kameraları da tek
tek incelenecekti.
Komiser ve ekibi, Ömerli’ye giderken, savcı da gerekli iş
makinelerinin kullanılması için emir vermişti. Bu arada Kerim’in bulunduğu
minibüs, İzmit’ten çıkmış, Gölcük yönüne doğru gidiyordu. Elbette İstanbul’daki
evinin çevresinde neler yaşandığını tahmîn ediyordu. Ben olsam, ne yaparım diye
düşünüyordu. O sırada polislerin, televizyondaki suçluları, kayıpları
aradıkları programlar aklına geldi. Kendisinin fotoğrafı da ekrana konursa, ne
yapacaktı? Sonuçta bu programlar, ülkenin her yerinde izleniyor. Minibüste televizyon
yok ama indiği an, yakalanması çok kolay olurdu. Ne yapabilirdi?
Minibüs, Gölcük merkezdeyken, inmek istediğini söyledi ve
indi. Hemen kenarda bekleyen taksiyi görüp, Yalova’ya gideceğini söyledi. Taksici,
uzun yol müşterisi bulunca, sevinmişti. Yalova’nın neresine gideceğini sordu. Çınarcık’ın
biraz ilerisine gideceğini, Çınarcık’tan sonra târif edeceğini söyledi.
Düşündükleri gerçekleşmişti.
Türkiye’nin en çok izlenen programlarından birinde fotoğrafı canlı yayında
gösterilmiş ve en az iki cinâyetin firârî sanığı olduğu belirtilmişti. Ayrıca oldukça
tehlikeli olduğu da belirtilmişti. Bu sırada hem Harem-Gebze minibüsünün
şoförü, hem de Gebze’den bindiği minibüsü şoförüyle, işletmecisi yayına
bağlanıp, anlatıyordu.
Bu sırada taksi, hızla Yalova’ya ilerliyordu. Kerim, taksiciye
telsiz mesajıyla haber verilebileceğini düşünerek, peşin 300 lira vermişti. Bu
arada taksici, Kerim’in telsizi kapatma isteğinden de işkillenmemişti. Doğru ya,
şimdi durduk yere arar dururlar. Yalova’da biraz kafa dinlerim, demişti. Zâten günlük
kazancının daha fazlasını tek seferde kazanmıştı. Dönüşte de biraz kazanırım,
mis gibi diye kafasından geçiriyordu. Çınarcık’a geldikten sonra da “İleride Karpuz Deresi varmış, oraya kadar
devâm eder misin” deyince, devâm etmişti.
Kerim, taksiden indikten sonra taksicisinin geri
döndüğünü görüp, gözden kaybolmasını bekledikten sonra Teşvikiye köyüne doğru,
dere boyundan yürümeye başlamıştı. Hızlı olmalı ve ormanın içinde
saklanabileceği bir korunak bulmalıydı. O, yürümeye başlarken, Ömerli’de arama
tamamlanmış, ama Bekir’in cesedi bulunamamıştı. Taksicinin Çınarcık’tan sonraki
Karpuz Deresi’ne bıraktığını söylemesiyle berâber de bütün ormanlık alanın ve
evlerin aranmasına karar verilmişti. Özel harekât polisleri de bölgeye sevk
edilmişti.
Bu arada Kocadere köyüne kadar gelmişti. Sonbaharın kışa
dönmek üzere şu günlerde köyde çok az kişi olurdu. Bu yüzden de sorun yaşamadı.
Hattâ köyün bakkalından alış veriş yaptığında bile sıkıntı yaşamadı. Bakkal,
yaşlı bir adamdı ve televizyonda gündüz kuşağı programlarını izlemezdi. Kendisine
birkaç hafta yetecek yiyecek, kuru gıda ve un aldıktan sonra Esenköy’e nasıl
gidebileceğini ve orada kiralık balıkçı teknesi bulup bulamayacağını sorunca, bakkal, yolu târif etmiş ve onu balıkçılarla
teknecilere sorması gerektiğini söylemişti.
Aldıklarını sırt çantasına koyduktan sonra bakkalın târif
ettiği yöne gitmiş, bakkal gözden kaybolduktan sonra da ormana girmişti. Bu arada
polisler, bölgedeki herkese Kerim’in fotoğrafını gösteriyordu. Bakkal, biraz
önce geldiğini ve kendisinden yüklü alış veriş yaptığını söylemişti. Ardından da
Esenköy tarafına gideceğini ve tekne aradığını söylemişti. Kerim’in planı işe
yaramış ve attığı yemi yutmuşlardı.
Polisler, Esenköy tarafında aramayı yoğunlaştırırken,
Kerim, ormanın içinde geceyi geçirebileceği korunaklı bir yer arıyordu. Bu arada
hava git gide kapanıyor, yoğun bulutlar, oldukça yağmurlu bir geceye işâret
ediyordu. Az ileride küçük bir oyuk dikkâtini çekti. Bir insanın, ancak cenin
pozisyonunda sığabileceği bir yerdi. “Güzel”,
dedi… “Tam istediğim gibi…”
Yarım sa’ât sonra
sağanak yağmur başlamıştı. Kasımın son günlerinde oldukça normal bir durum. Havanın
soğuğu, yağmurla birleşince arama faâliyetleri de yavaşlamış, ormanda arama
yapmaktan vazgeçilmişti. Tabiî olarak, Kerim’in bundan haberi olması imkânsızdı
ama yağmurun kendisini kurtaracağını adı gibi biliyordu. Geceyi burada
geçirmeye karar verdi. Biraz üşüyecek ama olsun… Dipsiz Göl’e ulaşması, böylece
daha kolay olmuştu.
Bu arada Fâtih, Ayşe için resmî koruma karârı
çıkartmıştı. Evinin önünde sürekli olarak bir polis bekleyecekti. Oysa, Kerim’in
Ayşe’ye zarar vermesi mümkün değildi. Bunu Ayşe bilmese de, Ayşe’yi koruyan, ne
kapısındaki polis, ne de koruma karârıydı. Ayşe, karakteri yüzünden hayâtta
kalabilmişti. Hiçbir şeyle gurûr duymuyor, böbürlenmiyordu. Bu yüzden Kerim’in
ona zarar vermesi, imkânsızdı. Ama tabiî, bunu Ayşe de dâhil olmak üzere
hiçbiri bilmiyordu.
Sabaha doğru yağmurun durmasını fırsat bilen Kerim,
Dipsiz Göl’e doğru yürümeye başlamıştı. Bu esnâda gördüğü iki kayanın
arasındaki oyuk, tam istediği gibiydi. Buraya dönmeye karar verdi ve Dipsiz Göl’de
eşyâlarını gömdüğü yere geldi. Yağmur, toprağı biraz aşındırmıştı. Zâten çamurun
etkisinden dolayı çok kolay kazılıyordu. Gömdüğü eşyâları, işte karşısındaydı. Hemen
sırtlayıp, gözüne kestirdiği yere geldi.
Oyuğun içine çadırını kurduktan sonra çevrede bulduğu
çalı çırpıyı topladı. Oyukların arasına sıkıştırabileceği tahtadan küçük bir
iskelet kurduktan sonra onları yere sâbitlediği direklerle güçlendirdi. Dikkat çekmesini
engellemek için üzerine çalıları yerleştirdikten sonra, sıra direkleri saklamak
için sarmaşık aramaya geldi. Kökünden söktüğü sarmaşıkları ağaçlardan bıçakla
kazıdıktan sonra elleriyle direklere sardı ve belki tutar düşüncesiyle,
köklerini toprağa gömdü. Ayrıca topladığı çalıların bir kısmını da çadırın
önüne yığdı. Şimdilik bu kadar yeter düşüncesiyle çadıra girdi ve
üzerindekileri çıkardı. Burası için özel olarak aldığı ve diğer eşyalarla berâber
sakladığı kıyâfetleri giydi.
Ertesi gün, çadırının önünde bir toprak tümsek oluşturmak
için kazmaya başladı. Kürek ve kazma almadığı için kendisine kızıyordu. Ancak yapabilecek
bir şey yoktu ve yeniden başlayan yağmurun altında epeyce toprak biriktirdi. İşini
tamamladıktan sonra birçok çalıyı toprağa dikti ve biraz ileriye gidip çadırın
olduğu yöne bakmaya başladı. Hiçbir şey belli olmuyordu. “Tamam, bütün bir kışı geçireceğim yer” dedi…
Televizyon programlarında hâlâ fotoğrafları gösteriliyor,
birçok kişi gördüğünü söylüyordu. İstanbul’un, Kocaeli’nin, Yalova’nın ve Bursa’nın
çeşitli semtlerinden arayanlar vardı. Hattâ Ankara’dan biri de aramış ve
gördüğünü söylemişti. Sosyal medyada sürekli farklı yerlerden söz ediliyordu. Bir
anda ülkenin en çok konuşulan kişilerinden biri olmuştu.
Bu arada Ömerli’de köpeklerin bir cesedi parçaladığına
dâir polise ihbâr yapılmıştı. Polisler hemen bölgeye gitmiş ve komisere haber
vermişlerdi. Buldukları cesed, Bekir’indi…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder